Salgın nedeniyle mecbur kalmadıkça dışarıya çıkmıyor, insanlarla fazla temasta bulunmamaya gayret ediyorum. Fakat geçtiğimiz gün hatırı sayılır istihdam sağlayan bir iş insanı arkadaşıma uğradım. Arkadaşım o kadar dolmuş, o kadar dertlenmişti ki, işi-gücü unutup direk derdini anlatmaya başladı. Hani derler ya ‘bir dokundum bin ah işittim’ diye, işte o misal. Salgının etkilerinden gelir gider dengesinin altüst olmasına, ağır vergi yükünden elle tutulur desteğin sağlanmamasına kadar birçok konuda içini döktü ve ‘gazetecisiniz bunları yazsanıza, esnafa yeterince yer vermiyorsunuz’ diye sistemle bitirdi.

Bunun üzerine yine salgın nedeniyle uzun süredir uğramadığım Diyarbakır'ın tarih, kültür ve ticaret merkezi Sur'a gözlem yapmak için gittim. Rastgele birkaç işyerine girerek hem ihtiyacım olabilecek ürünlere baktım, hem de gazeteci olduğumu söyleyerek ayaküstü kısa kısa sohbetler yaptım. İstisnasız her işyerinden salgının etkilerinden gelir gider dengesinin altüst olmasına, ağır vergi yükünden elle tutulur bir desteğin yapılmamasına kadar hep aynı sorunları dinledim. Neredeyse hiçbir ticaret erbabı ne işlerden, ne de gelecekten umutlu. Hatta herkes salgının en yüksek olduğu 5 il arasında bulunan Diyarbakır’daki tabloyu unutup, hayatını tehlikeye atarak işlerinin dönmesine çabalıyor.

Ben gerek arkadaşımın, gerekse Sur’daki esnafın eleştirisinden üzerime düşeni aldım. Bundan sonra varsa eksiklerimizi gidermek için imkanlar ölçüsünde daha fazla çabalayacağız. Fakat şu da bilinmeli ki, bu sıkıntılı süreçten en fazla etkilenen sektörlerin başında medya geliyor. Hele hele sadece bu işi yapan ve arkasında büyük sermaye gücü olmayan medya kuruluşlarında durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor. Burada asıl görev; mesleğini bugüne kadar birilerine yalakalık yaparak sürdüren ve de kişisel çıkarlarını her şeyin önünde tutan gazetecilere düşüyor. Bu grupta bulunan medya mensupları biran önce bu huylarından  vazgeçerek iktidarların değil, halkın ve tabi ki esnafın sesi olmalıdır. Yoksa tarih defterindeki yerleri beyaz yerine siyah sayfa da olacaktır.

 

Gazeteci olarak çuvaldızı kendimize batıralım. İnanın ki mesleğini basın meslek ilkeleri ve uluslararası kriterler kapsamında yapanlar, bunu sonuna kadar yapıyor. Ama bir de başta Türkiye İstatistik Kurumu olmak üzere devletin resmi kurum ve kuruluşlarının da üzerine düşeni yapmasını isteyelim, bunun için toplumsal baskı uygulayalım. Çünkü neredeyse her konuda olduğu gibi bu konularda da yeterince bilgi paylaşılmıyor, paylaşılan bilgiler ise objektif olmaktan çok uzak. Ben de bu kurumların yerine daha güvenilir bulduğum birkaç açıklamayı sizinle paylaşayım.

Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinoğlu bir süre önce yaptığı açıklamada, salgın nedeniyle esnafın sorunlarının çözümüne yönelik bir destek paketinin mutlaka açılması gerektiğini, yoksa kentteki esnafın yüzde 30’unun iflasın eşiğinde bulunduğunu söyledi.

Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu Haziran ayı verilerine göre de, 7 bin 222 esnaf kepenk kapattı, internet üzerindeki satılık dükkan ilanları yüzde 51 arttı, açılan dükkan sayısının artış hızında büyük yavaşlama yaşandığı belirlendi.

Bu arada 2012’de icra ve iflas müdürlüklerindeki dosya sayısı ise, 21 milyon 6 bin 774’den, 31 milyon 485 bin 90’a yükseldi ve bunların çoğu  esnaflara ait. Bir ülkenin esnafı ayaktaysa, ülke de ayaktadır. O zaman esnafımıza gerekli desteği hem iktidar, hem de vatandaşlar birlikte versin. İktidar realist destek paketleri ile vatandaş da yerel esnaftan alışveriş yaparak versin. 

Sevgiyle kalın.

 YASAL UYARI:   Dunyadavan.com , Dijital haber sitesinde yayımlanan yazı ve yorumlardan yazarların kendisi sorumludur. Sitemiz, hukuka, yasalara, ve kişilik haklarına saygılı “yer sağlayıcı” olarak hizmet vermektedir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan şekliyle hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur.